yasal yalnizlik…

Posted: Ağustos 16, 2010 in kalp agrisi
Etiketler:, , , , , ,

oysa cok guzel bir filmin son sahnesi gibi bitebilirdi.. Yagan yagmurla giderek uzaklasan botun icinde veda bile edemeden ayrildigim guzel kiz olarak kalirdin, uzgun olan sadece gozler olurdu o zaman, soylenmis sozlerde pismanlik aranmazdi, kabullenisler bu kadar acitmazdi ve yasanma ihtimali olan guzel gunler olurdu…

yanimda olusunun farkindaligini sana gostermeseydim eger, o gece hizla atan kalbimi elinle hissetmeseydin…

icinde sakladigin hircin kucuk kizi gormeseydim eger, seni anlamasaydim, hic bilmeseydim,

ve ben yanindayken tek basina aglayabilseydin eger…

dedigin gibi ask sarkisi dinlediginde degil soylendiginde guzelmis…
o yerini hic bilmedigim yengecler kayboldu once, gokyuzundeki disko topunu da bulamiyorum artik. siliniyor anilar, elimden kayip gittigin gibi tutamiyorum.

yedi denizlerde seyrederken uzerimize yildiz tozu yagmisti bizim, bilmiyorsun…
bendeki yansimani sevmisim senin, bilmiyordum…

simdi pruvayi diregini bile goremeyecek kadar karanlik bir gecede yasiyorum yasal yalnizligimi…

ve anliyorum ki hic kimse degil ama yanlizca denizler ben’im.
temmuz 2010

“Bir uzakyol gemisine katılıp dunyayi tanimak istiyor. Baska ufuklarda gunesin batisina sahit olmak, baska insanlarin yemeklerinden tatmak, baska dillerde sarkilar ogrenmek icin gitmeyecegi yol yok! Gittigi yerde de kendi yurdunun ufuklarini anlatacak, turkulerini soyleyecek…”

Eger 5 sene onceki kadar genc ve acemi olsaydim, cesur ve deneyimsiz, guclu ve bilgisiz olsaydim, yine gozu kapali giderdim sanirim beni neyin bekledigini bilmedigim denizlere.
10 yil boyunca dolastim durdum;
Iran’i gordum, pers soyundan geldigini bilen, zerdustlugu ogrenen, dinini sorgulayan farslilari tanidim,
Yemen’i gordum, sinirli erkekleri belinde islemeli kabzali hancerleriyle.
Hindistan’i gordum, cok buyuk bir kultur ama ingilizlerin hakimiyeti sinmis heryerine. (Ingilizler mi hintlilesmis yoksa.. )
Hirvatistan’i gordum savastan yeni cikmisti, sukrettim halime.
Mabedlerinde gitarla sarki soyleyerek yetisen dinlerine bagli Italyanlari gordum, gipta ettim. Onlara benzeme calisan, agirligini tasiyamayarak dagilan yasli Yugoslaya’nin genc Slovenya’sini gordum.
Hristiyan ve muslumanlarin beraber yasamayi ogrendigi Beyrut’ta tavla oynayip, nargile ictim dostlarimla hala anit olarak birakilan kasvetli savas harabeleri arasinda.
Hergun bir yerlerde bombalar patlayan, guvenlik adina kendilerinden bile suphe eden Israil’i gordum.
Buyuk iskender’in kurdugu Alexandria’da onu tanimayan Misir’lilari tanidim, Jibuti’deki sefaleti, Cidde’deki luksu gordum.

Her seferinde evden ayrilirken sozler yetersiz kaliyordu, kirpiklerim gozyaslarimi tasiyamiyordu. Donus yolunda heyecandan kamaramda geceler gunduze karisiyordu.

Zamani aganta ediyorduk gemide, bizde duruyorduk ama hayat akiyordu disimizda…

Herseye ragmen insanin her yerde “insan” oldugunu gordum. Zayiftik, gunahlar isliyorduk. Gucsuzduk Tanri’ya siginip af diliyorduk…

Gordugum, okudugum ve duydugum herseye anlam katan benim, ben olmasam en guzel sozun anlami yok, en guzel resim aslinda bombos sovale, notalar ben dinledikce duygulu, oyleyse en buyuk sair benim, en usta virtuoz benim, ressam, yazar benim.
Odyseus ben yoksam degersiz, gercegi arama yolunda zihnimin onceden hazirlayip onume koydugu kitaplari okuyorum zamani geldikce, orhan veli benim, yasar kemal benim aslinda.uzun memet de, komiser nevzatta yada raskolnikof da benden bir parca var, zekice ustalikla zamani gelince bulmam icin Ulasmamiz gereken hedefe giderken yola birakilmis ipuclari var hepsinde.
Yolcu benim, kervan benim, tasinan mal benim, bunlarin hepsi arac asil amacsa bunlarin geldigi tekil gercegi anlayabilmek, bulabilmek, ulasabilmek.
Dunya benim milyonlarca parcaya bolunmus halim, en sonunda ya anlayarak yada zorla hepsi bir araya gelecek ve tek olacagiz bir’e ulasmak icin.
ve arayip bulmak yetmez ulasmak icin, tek olmayi, kendinden de vazgecerek istemek gerek,

demek denizci oldun. yalnızlığın adamı olduğunu düşünüyorsun yani. ya da hayatı o kadar umursamıyorsun ki, gittiğin zaman dönünce ne bulacağın seni hiç ama hiç ilgilendirmiyor. bu yüzden de güçlü olduğunu düşünüyorsun. ama sana bir şey söyleyeyim, bir insan ne kadar çok bir şeyler olduğundan bahsediyorsa, o kadar hiçbir şeydir. dolaylı ya da dolaysız.

belki de ne olduğunu bilmediğin bir şeylerden kaçtığını düşündüğün için kabulleniyorsun hayatın seni sürüklediği yeri. bu konuda söylenebilecek klişe ama doğru bir laf biliyorum: aslında kaçtığın kendinsin. belli bir noktaya kadar kaçıp, o zaman kadar güçlenip sonra saldırıya geçeceğini düşünüyorsun. ama böyle bir şey olmayacak. sürekli kaçmaya devam edeceksin çünkü sürekli birileri seni kovalıyor olacak.

artık denizci olduğuna göre, her gece kendinle tam anlamıyla yalnız kaldığında “acaba hata mı yaptım” diye soracağının da farkındasındır. ama denizi, yıldızları ve büyük bir anlam ve haykırışla batan güneşi hiç bir ölümlü insanın göremediği gibi görebileceğin onlarca yıl senin olacak. bakacaksın ve anlayacaksın. tanrın tarafından terk edildiğini anlayacaksın. diğer tüm insanların kaderleri varken seninkinin olmadığını anlayacaksın. o kadar korkmaya başlayacaksın ki üzerinde gezindiğin dünyadan, lumbuzunu açmaya çekinir olacaksın. kendi dünyana çekileceksin. diğer insanlarla paylaşmayacağın, sadece senin bildiğin bir dünya. ortak noktan kalmayacak insanlarla. anlaşamayacaksın hiçbiriyle, hiçbiri anlamayacak seni. “acaba hata mı yaptım” diye soracaksın, tekrar ve tekrar, hayatın renkleri silinirken gözünün önünden. gördüğün ve görmediğin yerleri düşüneceksin. tanıdığın ve tanımadığın, tanıyamadığın insanları hayal edeceksin. ama, ulaşamayacaksın hiçbirine. farkında olmadığın bu işkencenin bitmesi için ard arda yakacaksın sigaraları, ama asla bitmeyecek. evini görebildiğin halde evine gidemeyeceksin. artık rüyalarında gerçek hayatta olduğundan daha mutlu olduğunu fark edeceksin. uyumak için can atacaksın ama gözüne uyku girmeyecek, onun yerine ağrılar girecek başına. umut kırıcı değil mi?

korkmana gerek yok, bunlar her denizcinin sahip olduğu şüpheler. artık denizci olduğuna göre, bu şüphelere de dayanacaksın demektir. kendine dayanabildiğine göre…

Rendekar doğru mu söylüyor ? “düşünüyorum öyle ise varım” oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar. Düşünen bir adamı düşlüyorum. Düşündüğümü bildiğim için ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da var olduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşlediğim bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.
Uzun ihsan Efendi
Puslu Kitalar AtlasiIhsan Oktay Anar

duvarları maviye boyadım
maviyi çok severs(d)in – deniz gibi
penceremde menekşeler dizili -sen gibi
sularken şarkı söylers(d)in
gramafon da eski alaturka
hoşuna gider(di) bilirim

o yaz evinin içinde
denize nazır
sabaha kadar bekledim seni
birden dalgalar dedi ki gelmeyeceksin

birden çıktım v(b)iraneden
koşa koşa indim kumsala
acı acı sövdüm sonra
yüzümü kırbaçlayan rüzgara

Haramiler – alin yazisi albumu

seni seven senden uzak olandır

Posted: Mayıs 29, 2006 in Icsel konular


95 yilina ait kisa bir not… lise cagim… matematik ve turkce defteri olarak kullandigim bir defterin arasi…. O zaman da asikmisim sanirsam.

seni seven senden uzak olandır.
sen de onu arayarak,
harcarsın ömrünü.
Ve arkaya baktığında
kendi izlerini bile göremezsin.
çünkü etraf karanlıktır ve birazda kirli.
belkide iz bile bırakmadan,
yürümektesindir hala
bazen hızlı, bazen de yavaş.
ama hep aynı inatla ve
o aynı inançla
ararsın sevdiğini,
kayboluşu bile göze alarak.
o kayboluş senin sonun olsa bile,
sonunu gören insan gibi korksan bile,
ararsın sevdiğini inatla
ve o aynı inançla.

mayıs 1995